Page 324 - PENDIK
P. 324
Abdülhamit vatan kelimesini niye yasaklamıştı? İttihat ve Terakki’nin Osmanlı’yı Türk etnisitesi esasına göre yeniden organize etmek istemesi doğru muydu? Almanlar bu projenin neresindeydi? Sahaflar Çarşısı ve ci- varı niçin özenle korunmalıydı? Özellikle Almanlarla ilgili konularda de- dem lafı eniştemden alıp, von Papen davasına kadar getirirdi. Ah! Benim çocukluğumun zengin beslenmesi ne müthişti! Düşünen, akıl yürüten, bi- riktiren, depolayan bir çocuktum. Şimdi sizin konuşmalarınızın bana boş ve oldukça basit gelmesi bu yüzdendir.
Vedia Teyzem, 1867’den beri Arhavili bir aile kütüğüne sahip olan, sırasıyla Galata ve İstanbul Kadılığı’ndan, Kazaskerlik Mahkemesi Reisli- ği’ne yükselmiş Mustafa Sıtkı Bey’in oğlu Muhsin Ergüney ile Ankara’da evlenip babaevinden ayrıldıktan sonra, evlenme sırası anneme gelmiş. O sıralarda Muzaffer Eniştemin anneannesi “Oğlum ben senin Zehra Yoldaş Hanımefendi’nin kızlarından birisiyle evlenmeni istiyorum” dediğinde, yaş sırası itibarıyla annemle evlenmesi uygun görülmüş, ancak annem “Ben Fransa’ya Sorbon’a gideceğim, orada tahsilime devam edeceğim” deyince, iki aile arasında Beria Teyzeme muvafakat edilmiş. Zaten eniş-
324 temin gönlü de annemden daha güzel olan Beria Teyzemdeymiş. Eniş- temin, aynı dedemin anneanneme bir ömür boyu âşık olduğu gibi, Beria Teyzeme taptığı söylenebilirdi. Biz üç kız torun, Zübeyde, Rüveyde ve ben, hep böyle kocalarımız olsun istemiştik, herkes bahtına düşeni yaşadı.
Vedia Teyzemin Ayvalık’a, Beria Teyzemin de Salihli’ye gelin gitme- sinden sonra annem Ankara’nın ileri gelen aileleri tarafından oğullarına istenmişse de, annem ele avuca sığmaz asi bir kız olarak, kendi bildiği yolda yürümek istemiş, kimselerle evlenmeye yanaşmamış. Anneannemle de- dem, iki hatırı sayılır, eski Osmanlı ailesine dünür olduktan sonra, annemin babamla evlenmek istemesine rıza göstermemişler. Ama annem Aydın’a yapılan bir gezide babamın “buralar bizim” diyerek gösterdiği üzüm bağ- larını (veya incir bahçelerini, tam emin değilim) görünce, hayatının, iki hu- kukçuyla evlenen kız kardeşlerinden daha üstün geçebileceğini düşünerek “tamam” demiş Kral Faruk’una, pardon, Prens Haluk’una... Fransa, Paris, Sorbon, hayalinde işte ne varsa hepsini babamın aşkına feda etmiş. Annem hayatında o zamana kadar hiç babam gibi yalan söyleyen birini tanımamış ki! Ailesinde ve çevresinde böyle biriyle karşılaşmamış ki. Kocası bir “hu- kukçu” olmasa da, o çok sevdiği Neriman Teyze’si ve kocası Muhittin Paşa

