Page 322 - PENDIK
P. 322
322
borçlandırılarak zayıflatılıyor, boyunduruk altına alınıp istiklal ve egemen- liği kaybettirilerek yeniden köle milletler istikametinde şekillendiriliyor- muş. “Alyanslar toplandı da ne oldu?” diye soruyordu annem, “Asker kukla oldu!” diyordu. Hükümetin askerleri besleyerek onlara sus payı verdiğini ileri sürüyordu. “O yüzüklerle askerî lojmanlar yapıldı” diyordu annem. O esnada yüreğim hızlı hızlı çarpmaya başlıyordu. Askerler deyince konu şim- di babama gelecek, babam için bir cümle ediverecek diye karnıma ağrılar giriyordu. Annemi durdurabilirsen durdur, asker olan babama mı öfkeliydi, yoksa babama kızgınlığını askerlerden mi çıkartıyordu anlayamıyordum. Menderes, Amerika’nın sesi olmuş, Sam Amca’nın parmağının ucunda oynatılıyormuş. Dedem kızıyor; M harfi ile konuşmaya başlıyor, dedem M harfiyle konuşmaya başlayınca, mahkeme salonunda konuşuyor demektir, ben o zaman dedemi yabancı bir lisan konuşmakta olduğu için özellik- le çok büyük dikkatle dinlerim... “Müeyyide, mutasarrıf, mağfur, mevkuf, mahal, mebus, mutazarrır, müttefikan, mekteb-i nüvvâb” kelimeleri bende heyecan uyandırıyor; bu M harfinde bir başkalık, adeta bir özellik olduğu- nu hissediyorum... “Hükümetle bu kadar ters düşmen sana vazifende itibar kaybettirir kızım, dikkat et, dikkat et!” diyor. Annem duymuyor bile, devam ediyor: “Bir ülkede kültürel yıkımın etkileri, toplum üyelerindeki ruh çir- kinliğinde belli olur. Yanlışları göstermek, düzeltilmesini sağlamak yerine, susanları, olayları farklı göstermeye çalışanları, Atatürk Türkiye’sinden her gün bir tuğla sökenleri görmezlikten gelenleri ve yaklaşmakta olan felaketin sesini de mi duymuyorsun baba? Kültürel yaşamın halka, köylüye, işçiye in- mesini durdurdular, reformların önüne engeller konuyor, işçi ve köylü sınıfı ekonomik yönden yeniden yoksulluğun, çaresizliğin ve cahilliğin pençesi- ne terk edilmeye çalışılıyor, sosyal adalet ülküsü bitirilmek isteniyor. Devlet kendini seven, güç ve parayı tercih eden, iftiracı, insan sevgisinden yoksun, Allah’ın adaletine bağlı görünüp, böyle bir bağlılıktan vicdanen en küçük bir eser dahi taşımayan insanların eline veriliyor...” Anneannem dayana- mayarak “Kızım sakin ol” diyerek elinde bir demet maydanozla mutfaktan hole geliyor. Muzaffer Eniştem şimdi burada olsa, o da “Komünist Vecihe” ya da “Yoldaş Vecihe” diye annemi yine protesto ederdi.
Annem, Machiavelli’nin fikirlerini büyük bir vatanperverlik parantezi- ne alarak anlatan öğrencisini çok beğenmiş ve ona tam not vermiş, çünkü Pendikli olan Raif Karadağ’ın konu edilmesi, sınıfta o günlerde doktor, mi- mar, mühendis gibi önemli görülen mesleklere “gazetecilik” mesleğinin de

