Page 436 - PENDIK
P. 436
436
annemin sesi güneşi batırmış, ayı yükseltmişti. Şimdi hayallerin vaktiydi. Hayalgücünün kişiliğin gelişmesinde önemli rolü olduğunu söyleyen an- nemle el ele halimizi, Güner’in kirli oyunları ve annemin duygu salınımları kopartacaktı. Sizce ileride Theodora olmamın bir mahzuru var mıydı?
Abdülhamit döneminde, Ayan Meclisi’nde encümen reisliği görevini ifa eden Azaryan Efendi eliyle Fransa’dan getirtilen mimar ve mühendislerin planlamasıyla imar edilen, iyot, çam, gül kokulu Pendik, İstanbul işgalinde deniz yoluyla Anadolu’ya giriş yapacak kritik bir nokta teşkil etmesi sebe- biyle, 1918 yılında, işgal kuvvetleri komiserliğine bağlı bir İngiliz karakol bölgesi olarak denetim altına alınmış... Deniz ürünlerinin enfesliği yanında, adeta akvaryumdaki balıkları sayarcasına, dibindeki kumların göründüğü berrak suyu, tahta iskeleler üzerine kurulmuş gazino ve lokantaları, kaliteli hizmet veren, tertemiz otel ve pansiyon işletmeleriyle işgal ordularının ko- mutanlarını fazlasıyla memnun etmiş olmalıydı. Adının nereden geldiği mi önemliydi, yoksa üzerinde yaşarken, onu en çok seven, ona en çok değer veren, güzelliklerini koruyan insanların kimliği mi? Bir toprağı sahiplen- mek, onu hak etmek, üzerindeki insanların ona verdiği kıymetle mümkün- dür. ‘Yeşeren Çöl’ İsrail’i duydunuz değil mi? Yakında İsrail’den zeytinyağı almaya da başlarsak hiç şaşırmayalım. Pendik’in zeytin ağaçlarını nasıl kesip kesip yaktınız, nasıl kıyabildiniz o bahçelere, o asırlık çam ağaçlarına? Gitgi- de ısınan dünyada, İstanbul’da tek bir ağacın altına sığınmak için insanların birbiriyle kavga edeceği günlerin gelmesinden korkuyorum... Cennet, şüp- hesiz ki ağaçların gölgeleri altında kurulmuş olmalıydı.
Dedemin elleri arkada, anneannem onun sağ koluna tutunmuş bizden biraz ötede, annem Vedia Teyzemin sağ koluna girmiş, ben annemin sağ elini avuçlamış arkalarında kalmış, tepeden Pendik’i seyrediyorduk. Aile bütünlüğü içinde, bir olmanın, birlik olmanın, birlikte olmanın saadetini yaşadığımız günlerdeydik. Bilgi kaynaklı düşünceler, eşit konuşma hakkı, fikrî özgürlük, vicdani tartı, karşılıklı anlayışa dayalı iletişim, saygılı dinleyiş, sansürleme gereği duyulmadan söylenebilen doğrular, samimi hisler, ortak akıl ve idrak! Hakiki “demokrasi şerefi”, işte tam da buradaydı.
Annesine çok düşkün bir çocuktum, beni annemden yavaş yavaş uzak- laştıran üvey annem oldu. Anneme yardım edemedim. Annem ailemizde üç nesilde çıkmış olan tipik bir manik depresifti; ona ileriki yaşlarında bi- polar duygulanım bozukluğu teşhisi konulacaktı; mesleğinde aliyyül âlâ

