Page 438 - PENDIK
P. 438

    438
Bazı olaylar elimizde olmadan gelişir, üzülmeyiniz! Karşı karşıya kaldı- ğımız bu durum, ihtimallerin payını göz önünde bulundursak dahi, hayli tuhaf. Buna tesadüf diyerek, hep beraber sebebini bilemediğimiz bir planın akışında sürükleniyoruz. Olayları başlatan 10 yıl önce benim size değil si- zin benim işyerime açtığınız telefon olmuştu. Eğer anlattıklarınızda başka Gülden Aydınlar yer almışlarsa bunları bulmak sizin görevinizdi... İnanınız yaşadıklarım ve sizin hakkımdaki “değerlendirmeleriniz”(!) boşuna olma- dığı gibi, belki de zincirleme tepki yaratarak olması gerekenleri başlatmıştı. Bazı doğumlar aşırı sancılı olurlar. 1 Mayıs 2000 tarihli haberinizden sonra yaşadığım acı dolayısıyla beynim felce uğramış, yatağımda bir an için göz- lerimin tavanı göremediğini fark ettiğim bir gece geçirmiştim. Haklılıkları- mız şüphesiz ki yazdıklarımızda değil, samimi itiraflarımızda ve düşünce- lerimizdeki dürüstlüğümüzdedir. Er veya geç, hâl ve davranış yüklerimiz sırtımızda, sizinle mutlaka bir gün yüz yüze tanışacağız...
Mantıkla mistisizm arasında bir yol var mıydı? Bertrand Russell’a göre var. Şimdi ben köşesinden kırmış olduğunuz bir aynayım; uğursuzluğum buradan ileri gelir! Na-makul ve na-meşru olarak yazdığınız / yazdırdığınız hakkımdaki gazete haberlerindeki hukuksuzluğunuz anlaşılmasın diye, tıp- kı İzmir-Karaburun haberinizde yaptığınız gibi olayları parmaklarınızla bü- yütüp, karşıt tepkiler koyarak, ödüllendirilme arzusu yaşamak isteyen siz- diniz. Kimbilir belki de onca yıl bir türlü karşılık bulamamış haberlerinizin acısını benim haberimle “Bakın bakalım ilgi çekici haber nasıl yapılırmış, benden daha ilginç hikâye yazanı bulabilecek misiniz!” demek istercesine okuyucunuzdan çıkartmak istediniz, çıkarttınız da! Dünyanın neresinde olursa olsun, insan eti kopartarak, insan eti çiğneyerek yapılan gazetecilik, insanlıkla yan yana getirilemez; bana Heinrich Böll’ün Katharina Blum’un Çiğnenen Onuru kitabını hatırlatıyorsunuz, bir de Balzac’ın “Gazeteci ka- saplara benzer, gece öldürdüğünü gündüz yer” sözünü... Jacques Lacan’ın insanın ayna ile ilk karşılaşma anına dair yazdıklarını okuduktan sonra Persona filmindeki aynalara yönelmiş yüzümüze “Asıl istediğinin ne ol- duğunu kendine itiraf edene kadar suçlu kalman kaçınılmazdır” fısıltısını tekrarlayan aynaların içinde ve dışında kalanları –kendim dâhil– yalansız bir şekilde birbiriyle örtüştürebilmek istemiştim. Benim suçlu olduğumu ispata çalışırken sarfettiğiniz “Sanırım” diye başlayan cümlenizle acemice bocalayışınızı derin bir acıma ve küçümseme duygusu ile izledim. Yaptı- ğınız haksızlığın vicdanınızda birikecek tortusu ile zehirlenerek yaşayacak olan yine sizsiniz.
































































































   436   437   438   439   440