Page 437 - PENDIK
P. 437

    olmasına rağmen tam bir takıntı üstadıydı. Benim hastalığım? Benim teş- hisim maskeli depresyon. Lütfen bana altından dökülme bir Venedik mas- kesi hazırlatır mısınız; kenarlarını Mikimoto incileriyle Birks, safirlerle Van Cleef & Arpels işlesin.
Güner’in evinde, mutluluk adına, bankerlik işi yaptığı söylenen Nejat Amca ve eşi Ayten Teyze’nin iskambil oynamaya geldiği gecelerle, babamın arada sırada duvardaki Córdobalı kadın tablosunun karşısında tuzlu fıstıkla bir şişe Efes Pilsen içmesi kalmıştı, Güner kutsallığını kabul ettirmiş, sanki din kitaplarındaki “ev hizmeti görenler efendilerine saygıda kusur etmesin- ler, boyun eğsinler” emrinden hareketle, bana ve babama önünde diz çök- türmüştü! Babam da ev hizmetlisi sayılırdı, mutfak hariç bütün temizliği üstlenmiş gibiydi. Din kitaplarında Allah, dünyayı, evreni, galaktik düzeni, sinir hücresinin yapısını ve iletişim kabiliyetini anlatmak yerine köleliği kutsuyor, kendisinin ne kadar büyük olduğunu idrak etmemizi istiyordu. Bu anlamda benden daha ‘dindarını’ bulamazdınız. Oysa annem, doğru din inancının, bilimsel akıl ve idrak yoluyla alınmış felsefi bilgilerden sonra içi- mizde kendiliğinden yanacak olan ilahi ateşle mümkün olabileceğini söy- lüyordu. “Cennete bir iki, cennete bir iki!” minibüs çığırtkanlığında bir din anlayışı veya “yarın cennette olacaksınız, yeriniz ayarlandı, hadi size güle güle” mantığı ile ortada gerçekten vatan kurtarmak meselesi yokken şehitli- ği kutsamak büyük bir yalandır, diyordu. İleriki hayatımda, annemin ruhu- ma yüklediği ‘anafikirlerin’ esasıyla kendi dinimde yaşayacağım. Artık din- ler yalnız bende değil dindarlarda bile kişiye özel oldu. Bana atılan lekelere gelince, onlar bana vuran sam yelleri; bakınız bana açtığınız telefonlardaki o kontrolden çıkmış sesiniz, nöbet geçiren haliniz, sorgu hâkimi tarzınız, aynaların içinde öylece duruyor. Bu kitapla sizi, elinizden tutup, belki de şimdilerde hiç olmamış gibi unutmuş görünmeyi tercih edeceğiniz, telefon konuşmalarında söylediklerinize, hatta bir kez de aksi sedalarını da duyarak inkâr edemeyeceğiniz hâle gelmeniz için, karşılıklı olarak yerleştireceğim aynaların önüne, kendi sesinize götüreceğim, orada sizi bana seslenirken sarfettiğiniz o çirkin cümlelerinizle baş başa bırakacağım. Duyduklarınız ‘kendi krizinizin’ yüksek perdesidir. 10 sene önce telefon açarak bana bil- mediğim “varlığınızı” haber verirken, 10 sene sonrasında yine telefon aça- rak, söylediğimi iddia ettiğiniz yalanlarınızla ve hakkımdaki üçüncü haberi- niz çıkana kadar adını hiç duymadığım, tanımadığım Hikmet Sevcan’ınızla sonsuza kadar birlikte yaşayınız.
437
































































































   435   436   437   438   439