Page 439 - PENDIK
P. 439
Eh! Bunca edebiyat cahili yazarken ya da felsefenin kenarından köşe- sinden geçmeyenler düşünmeden konuşurken bana da katlanılabilir diye düşünüyorum. Sabrınızı biraz zorlayınız, sonunda avucunuza bir ‘düşünce taşı’ bıraktığımı göreceksiniz. Hani yazmıştım, her şeyden iki yüz elli gram yemişliğim var, demiştim. Sahi son zamanlarda kasaptan etinizi alırken utanmadan ne kadar isteyebiliyorsunuz? Ah! Bana bir Pendik hatırası; şöy- le kuşbaşı etli, bol domatesli bir İzmir bamyası, yanına kepçeyle çevrilip konmuş, tel şehriyeli pilavı unutmayınız lütfen... Tabii ki armut veya ayva kompostosu ile birlikte tercih ederim. Bir küçük kâse komposto sindirime mükemmel fayda sağlar.
Genç kızlığımda, okuyacak, düşünecek yazacak yerde, o günlerimi, Gü- ner’in mutfak hizmetlisi görevini ifa ederek, sofra kurup kaldırarak, bulaşık yıkayıp kurulayarak musluk başında tükettiğimden, benden ancak bu ka- dar çıkıyor, sizden ise insan vurmak için mükemmel kalemşörler. Fark eder mi, kalem de bir silah gibi kullanılmıyor mu bugün?..
Ne muhteşem bulaşık makinesiydim bilemezsiniz. Hangi klasik Rus yazarı söylemişti bir romanında şimdi hatırlayamadım, “yabancı yöntem- le Rus buğdayı yeşermez” diye?.. Güner’in mutfağında, Vecihe’nin ‘hayat kuvveti’ verdiği tohumun yeşermesi, ‘direniş mucizesi’ olmalıydı. Güner’in, iktidar propagandasıyla, “iyi yetiştirilecek olduğum” yalanıyla maskeleye- rek çürütürcesine suladığı, annemin ekmiş olduğu tohumdan büyüyerek, sevdiğim o tek işi yapıyor, yazıyorum. Annem yazdığımı biliyor, anlatacak- larımdan endişeli. Fakat öğrettiği ‘yazıda doğruluk prensibi’ ve eşsiz guru- rundan dolayı, kendisini nasıl yazmakta olduğumu soramıyor, kızım ise, annemle aramdaki psikoloji nedeniyle, çocuk sahibi olmaktan ölesiye kor- kuyor. “Anne, ben daha fazla aile psikolojisi taşıyamam!” diyor. Hayatımın inkâr edilemez bu acı ve hakikatleri, kas ve tendonlarımdaki duyu reseptör- leri vasıtasıyla, endokrin yoluyla sinir sistemimi yiyip bitiriyor.
Bitmek bilmeyen yargı, hüküm, infaz fasıllarına geçmeden önce, ben- liğimi görmeniz için karşınızda soyunuyorum. Oldum olası striptizi çok beğenirim... Kimilerinin deyişiyle “eski Türkiye’de” İstanbul-Harbiye’de gece kulüpleri vardı. Gerçek bir Moulin Rouge, Crazy Horse, Lido, Folies Bergeres olmasalar da müşterileriyle, atmosferleriyle Parisian bir karakter sergilerlerdi, buralarda Fransa’da bir kulübe gitmiş kadar elegant hava so- lurdunuz.
439

