Page 451 - PENDIK
P. 451

    sonuçlarını bile tersine çevirebiliyor, savaşta ölenlerin kanının karşılığını dahi satın alabiliyordu. Para yeryüzündeki adalet sisteminin tüm yasalarını kendine bağlayabiliyordu. O zaman “yukarıda Allah, aşağıda para” deyimi doğru kabul edilebilirdi. Sistem buna göre kurulmamış mıydı?.. İnsan, ken- dine armağan edilmiş hayatı başlı başına bir değer olarak görmek yerine, içinde barındırdığı maddi değerler dolayısıyla sevip ona kıymet veriyordu, mânevi hisler olmazsa olmaz sadece “kenar süsü’ydü”; yanlış bende değil- di. Sonradan ‘para aşkımın’ onunla bir oyuna, onu değersizleştirme hırsı- na dönüştüğünü; parayı pul edercesine ayaklarımın altında ezmenin bana müthiş haz veren savaşına girdiğimi görecektim. Evet! Gizli bir para düş- manıydım. Düşkünlüğüm belki de bundan ileri gelmekteydi. Mekke’de di- lenip Medine’de dağıtanlardan olacaktım. Nefretler ve tutkular. Böylesine uçlarda yaşarken, bu iki uç arasında gidip gelen bir hayat sürerken, her türlü günah, cennet ve cehennem, hurileri ve zebanileriyle birlikte tüm köşe baş- larında beni bekliyor olacaklardı. Bir ayda kazandığımı bir gecede yiyecek, kendime göre yeni bir ‘zaman ve para takvimi’ icat edecektim.
Koltukta anneanneme hafif arkamı dönerek denize, Adalar’a doğru oturmuştum. Güz mevsiminin son günlerindeydik. Denizde antreman ya- pan bir grup yüzmekteydi, arkalarından cankurtaran vazifesi gören küçük bir motor onları takip ediyordu. Siyah balık adam kıyafetleri içinde attıkları kulaçlarla uzaktan suyun üzerinde kanat çırpan siyah kuşlar gibi görünü- yorlardı. Havadaki gerçek kuşlar ise geniş bir V şekli oluşturmuş, göç edi- yorlardı. Haydarpaşa-Pendik treninin kalkış sesi duyuldu. Çocukluğumun evinde, anneannem, teyzem, annem ve ben son kez birlikteydik... Vagonlar ağır kırgınlıklarla doluydu...
Biraz önce anneme “N’olur anneannemi alıp bize götürelim” demeyi düşünürken, anneannemin bedduasını işittikten sonra ne böyle bir isteğim kalmış ne de ikisinden birinden durumu daha da zorlaştırıcı can sıkıcı yeni bir şey duymaya hâlim kalmıştı. Üstelik annemle geçinilmeyeceğini, bir in- sanın beynini sürekli meşgul ederek nasıl tükettiğini herkesten çok, en iyi anneannem bilirdi. Gelmeyeceğini bile bile teklifte bulunmanın, hakikate uygun düşmeyecek bir söz etmenin ne değeri vardı? Orada, Güner’in ya- nında olduğum zamanlardaki gibi, bir papağana dönüştürülmüş Gülden olmama, boş laflar sarfetmeme hiç gerek yoktu... Herkes kendi bezini ta- nırdı... Ey adalet! Şefkat! Ve merhamet! Yaşadıklarım yaşıma göre hep ağır olmuştu, çok sevdiğim anneannemi her iki mânâda da kaybediyordum. Beni yatıştırın!
451































































































   449   450   451   452   453