Page 450 - PENDIK
P. 450

    yetim nedeniyle yüzümde patlamış, beş parmağının beşinin izi kalmıştı. Buna rağmen benim için annem konusunda, karşımda kim olursa olsun, taviz vermek imkânsızdı; iyi veya kötü, o benim annemdi ama hatalarını hiç yapmamış gibi karşı çıkıp inkâr etmek başka bir şeydi...
Palmiye Oteli’ne bakan pencerenin önündeki goblen ikili koltukta an- nemle anneannemin katı kalplilikleri arasında kalmıştım... Eskiden dede- min yattığı divanda, sırtını duvar halısına vererek bir kraliçe edasıyla otu- ran, gençliğinde “Ben öyle talihsizdim ki, annemin tek kızı olmama rağmen onun tarafından da kıskanıldım, kızlarım tarafından da!” diyebilme açık sözlülüğünü gösteren, lafını budaktan sakınmayan, tok konuşan bir kadın olan anneanneme bakıyorum. Duvar halısının boş kalan yerinde kendi an- nesinin, başı yemenili, büyük boy bir portresi duruyor. Annemin annean- nesi, anneannem, annem ve ben... Hayatta yaşadığımız bazı sahneler birbiri hakkında kehanette bulunuyorlardı adeta. Evet! Göğsümde kalbim dona- kalmış, dilim tutulmuş, ağzımdan tek ses çıkmamış, bir yandan durumuna çok üzüldüğümden duymazlıktan gelerek anneannemin sözüne katlanmış, diğer yandan annem haklıymış demek ki, “Bizi hiç sevmemiş” demiştim...
450
Gri, siyah-beyaz saçlarını başının üzerinde yumurta kadar bir topuzla toplamış. Taşlı taraklarından çoktan vazgeçmiş olmalı, bildiğimiz siyah saç tokaları ile tutturmuş. Yüzü eski kitap sahifeleri gibi sapsarı... Küçük çenesi- nin iki yanı kırış kırış, derin çizgilerle yarılmış; dudakları kahverengi-bordo, incecik kalmış. Alt çenesini ortasından yukarı ittirerek tutuyor, bu da endi- şeli ve huzursuz yüzüne ‘işin içinden çıkamadığını’ gösteren bir ifade katı- yordu. Her iki bileğindeki kalın baklavalı bilezikleri mecalsiz hâline kuvvet vermeye yarayan birer güç bataryası gibi duruyordu. Ona sorarsanız onları çıkarttığında bilekleri üşürdü... Onu seyrederken, yıllar sonraki görüntüme baktığımı bilmiyordum. Anlaşılmaz bir sebepten çenemi tıpkı onun gibi tutmaya başlayacak kadar yaşlandığım günlerde, anneanneme benzerliği- min kusursuzluğu için sadece kulaklarıma bir çift altın safran çiçeği küpe yaptırmam gerekecekti...
Zavallı aile bağları, zavallı annelik, zavallı insanoğlu. Gerçek bir fahiş’e olan paradan, her türlü boşluğu dolduran binbir suratlı rezil varlığından ilk kez o gün nefret etmiştim, çünkü para ailemizi dağıtmıştı. Oysa ben parayı, kudret asâmı, yeniden elime verebileceği için, gücü satın alabildiği için çok sevmiştim. Para gücü, güç de parayı koruyordu. Para, kazanılmış savaşların






























































































   448   449   450   451   452