Page 448 - PENDIK
P. 448

    448
alanlar oluşmuştu. Esanslarının yağlı tortusu koyu kahverengi renkte dip- lerine çökmüş şişeler arasında kayısı renkli pompalı kristal şişe bir prenses gibi tam ortada aynı yerinde duruyordu. Bir arada öylesine güzel görünü- yorlardı ki, içimden bir ses ‘Alma onları, birbirinden ayırma, bunca zaman- dır birlikte yaşadılar, yine öyle kalsınlar, ayrılıklarını sen getirmiş olma!’ demişti. Dayanamamış kapağı kaldırıp, Houbigant’ın “Le Parfum Ideal”i ile “Chantilly”sini sararmış kutularıyla ve Shalimar’ın gösterişli, püsküllü boş şişesini almıştım... Onlara dokunmak, camın karakteristik buzumsu soğukluğunu duymak, avucumun içinde bana hitap eden fantaziler kur- mama yarayan dizaynlarının detaylarına inmek, bir medyumun küresiyle arasındaki bağı ile açıklanabilirdi. Kimbilir belki de bu yoğunlaşmalarım genç kızlığıma adım attığım günlerdeki ‘ön zevkler’imdi. Esas “problem” buradan sonra başlıyordu, benim olduklarından, olacaklarından emin olma tatminini yaşadıktan sonra, bende hiçbir arzu ve isteğin devamı aynı şiddette süremiyor, hemen sönüp gidiyordu... Bu tıpkı bazı şeyleri, bir süre sonra başkasına vereceğimizi düşünmemize rağmen, o an için cazibesine kapılarak, sahip olma duygusuna boyun eğmiş şekilde bedelini ödeyerek almamız gibiydi... Onları geri bırakacağımı bilerek mi almıştım? Belki de uzun zamandır görmediğim kayısı renkli odaya girebilmek için bir bahane yaratmıştım. Gardırobun üzerinde iki tane büyük siyah deri şapka kutusu duruyordu... Tuvalet masasının pufunun üzerine çıkarak kahverengi biye- li olanını çekip almıştım. İleride bir gece yarısı, elimde bu şapka kutusuna koyduğum birkaç parça eşyamla, üvey anne evinden, herkes uyurken, bir başıma sokaklara döküleceğim... İlginç olan, yıllar yıllar sonra o şapka kutu- suyla yeniden annemin evine döndüğümde, üzerine çıktığım arslan ayaklı o pufu antrede beni bekler bulacağım... İnanınız hayat, baştan sona mükem- mel bir “master” plan!..
Küçüklüğümün banyosuna giriyorum. Ne kadar çıplak kalmış görünü- yor. Rutubet kokusu yer etmiş, lavabonun çatlağına boylu boyunca siyah kir oturmuş, küvetin kenarları ve içi sararmış, antik bir telefonu hatırlatan harikulâde banyo bataryasının emaye kaplı musluk kulaklarından birkaç ta- nesi düşmüş kaybolmuş. Duş borusu Elvis Presley’in mikrofonu gibi, iyice yana yatmış vaziyette duruyor. Tavanın kireci pul pul kalkmış, şahane bakır kazan kararmış. Bir tahta tabure ve yanındaki kazan bana anneannemle, teyzemin kayıp düşmemek için küvete girmediklerini dışarıda yıkandıkla-
































































































   446   447   448   449   450