Page 447 - PENDIK
P. 447

    rinde küçük beyaz bir örtü duruyor, bir zamanların “içtimaî meselelerinin” görüşüldüğü telefon belli ki pek kullanılmıyor. Arayanlar ve aranacaklar tükenmiş. Yemek masasına krem rengi naylondan, işliymiş gibi duran bir örtü serilmiş, üzerinde kiracının ve Malike Teyze’nin getirdiği yemek kapla- rı ve tabaklar iç içe dizilmişler. Naylon sonunda bu eve de girmiş diyorum. Holden çıkılan yan balkon pencerelerinin pervazları ve kapıların yağlı bo- yası iyice sararmış ve dökülmüş... Vitrinin içi inceden beyaz bir toz tutmuş, içindekiler her gelen gidene küçük bir armağan verilerek iyice azalmış, eski parlaklık ve göze hitap eden özeni kalmamış. Büfenin üzeri ihtişamını kay- betmiş. Ağ ipliğinden örülü perdeler dikkatsizce yıkanıp asıldığından, püs- küller ve ponponlar birbirine dolanmış. Teyzem bize kapıyı açtıktan sonra ortadan kaybolduğu odasından çıkıp, mutfağa gidip, çabuk çabuk bir şeyler alıp, tepsiyle odasına geri dönüyor, anlıyorum ki annesine yemek yapmıyor veya yapamıyor. Annesine arka bahçe yüzünden o da kırgın. Teyzem kam- bur bir vücutla yürüyor, küçülmüş, önden düğmeli elbisesinin içinde bir söğüt dalı gibi kalmış.
Yatak odalarına doğru geçiyorum, kayısı odanın kapısındayım. Bir mü- zede içeriye girilmemesi için kordon çekilen odaya dışarıdan bakarcasına önce seyrediyorum, bu oda o kadar da büyük değilmiş diyorum. Yatağın ortasındaki –vaktiyle yattığım– altı doldurulan yere bakıyorum. Halamın yatak odasının o günlerdeki canlılığı ile kıyaslanamayacak kadar yaşlanmış duran bu oda, evde eski kokusunu muhafaza ederek kalan tek köşeydi. Yer tahtalarının kuruluktan çıkarttığı gıcırtıların yaşlılıktaki kuruluğun inleme- leri olduğunu bilmeme daha çok uzun zaman vardı. Gardırobun ahşabına parmak uçlarımla dokunarak tuvalet masasına doğru yürürken, yatak ör- tüsünün solan rengini fark etmiştim, perdenin puf puf duran yan kanatları ne kadar sönük kalmışlardı. Anneannemin söylediği gibi “apreleri” gitmiş olmalıydı. Kumaşların apresi, şapkaların kitresi olurdu. Tuvalet masasına yaklaştığımda başımı yan döndürüp eski bir dostu hasretle kucaklarcasına aynasına sarılmak gelmişti içimden. Bu aynada benim çocukluğum, an- nem, anneannem, teyzelerim ve halamın görüntüleri vardı. Parfüm şişeleri camlı bölümde durmaktaydı, bizoteli camlar uzun zamandır iyi bir temiz- likçinin elinden geçmemiş olduğundan veya sabunlu bezle silinip durulan- madığından matlaşmıştı. Aynanın sağ kenarında, nemden etkilenerek sırrı döküldüğü için, yer yer sanki metalden bir aynaya bakıyor intibaını veren
447
































































































   445   446   447   448   449