Page 446 - PENDIK
P. 446

    446
diğini, bir zamanlar “Annem grip olmuş” diyerek eliyle hazırladığı köfteler ve zeytinyağlı dolmalarla Pendik’e gidişlerimizi hatırlayınca, mal mülk ve para hırsı bir kenara, ‘karşılıksız kalmış sevginin’ nelere yol açtığını görünce aklım sekteye uğruyor.
Anneannem durumunu çoktan öğrenmiş, aynı dedemvari bir bilgelikle geminin bir süre sonra rıhtımdan ayrılarak dönüşü olmayan bir yola çıka- cağını komşularıyla paylaşmıştı. Son günleri için hazırlıklarını yapmış, kal- dırılacağı hastaneyi, gerekirse ameliyatı için doktorunu seçmişti. Anneme ayakucundaki koltuğun üzerindeki valizini göstermiş, içine bütün kıymetli eşyalarını koyduğunu, tapuların, vergi kâğıtlarının, banka defterlerinin, me- zar belgelerinin hepsinin o valizin içinde olduğunu söylemişti. Hastalığın- dan çok, karşı karşıya kalmış olduğu bu bir başınalık, sessizlik ve sevgisizliği kabullenmekle mücadele etmiş olduğu anlaşılıyordu. Gençliğinde güzel ve iddialı olan kadınların hayattan tatminler alarak yaşamış olmalarına karşılık son günlerinde neden yalnız kaldıklarının sebeplerini öğrenmeme henüz daha vakit var.
“Anneanne, parfüm şişeleriyle şapka kutuların içeride duruyor mu?” diye soruyorum, aynı yıllar önce merdivenleri bir hışımla çıkıp boyumun yetmediği zile bütün çabamla erişip “Bana bir para çantası verir misin?” de- diğimdeki gibi; bir bakışma geçiyor aramızda... Evet, yapacak bir şey yok!.. Ben “istemek” için yaratılmışım. Yıllar içinde, bir zarar görmemeleri için azami dikkat sarfederek dokunduğum, hayranlıkla seyrettiğim, hatta nere- deyse ruhen bütünleşerek, yarı onlar hâline geçtiğim ve bir gün benim ola- caklarının hayalini kurduğum, gözle görülen, elle tutulan her şeye tutkuyla bağlanıyorum. Tabii bu itirafımı istediğiniz yere çekebilir, istediğiniz yerde kullanabilirsiniz. Bilgi transferlerinde olumsuz motivasyon yaratmak is- tendiğinde “düzensiz kıyaslar” daima prim yapar. Artık söyleyeceklerinizin bence hiçbir mahzuru yok! Sizlere, hepinize ne büyük ve ne kadar fazla bir “hediye” olduğumun bilincindeyim. Dedemin ölümünden sonra mal pay- laşımında Pendik’te neler yaşandığını biliyor olmamın bu isteğimi soruya çevirmemde hiç şüphesiz etkisi vardı. Anneannem son derece ikramcıdır. “Git içeriden beğendiklerini al!” dediğinde hole geçiyorum, büfenin üze- rinde, dar kesimli, yan tarafında kırmızı bir gül ve yeşil iki yaprağı olan siyah şapkası duruyor, şapka mı küçülmüş, yoksa anneannemin kafası mı büyü- müş, ikisi arasında sanki bir orantısızlık var. Köşedeki siyah telefonun üze-































































































   444   445   446   447   448