Page 444 - PENDIK
P. 444

    444
Anneannem kapısı açılmayan, müşterisizlikten bezmiş, gün geçtikçe tozlanan bir antikacı dükkânının, her türlü alım satımdan vazgeçmiş, yor- gun sahibi gibi duruyordu koca salonun köşesinde. Divanın arkasındaki küçük duvar halısı çoktan indirilmiş, ahşap çubuğu ucundaki raylarla be- raber pencere pervazının içinde uzanmış duruyordu. Koltuk takımlarının üzerine örtüler, çarşaflar çekilmişti; salonda sadece yerdeki büyük taban halısının lacivert-bordo renkleri göze çarpmaktaydı. Pervaneli avizenin zincirinin ucundaki küçük kelebek kopmuş, kısalan zinciri güdük görü- nümüyle kifayetsiz ve mânâsız sallanıyordu. Sobanın altındaki sac tablanın kenarlarını süsleyen demir çerçevenin önünde duran madalyon kısmı kop- muş, altta kalan halı tıpkı misafir odasındaki Lâdik halısı gibi ısıdan yanmış- tı. Eşyaların da ölümü vardı! Peki, anneannem de ölecek miydi? Bana göre, herhangi bir hastalıktan olmasa da, annemin o günkü hâl ve davranışından sonra, bir anne olarak üzüntüsünden ölebilirdi. Anneannem, annemin söy- lediği gibi, moleküllerine, atomlarına mı ayrılacaktı? Toprak onun atomla- rını özümleyecek, ondan yeni bileşikler meydana gelecek ve serüven böyle birbirine dönüşerek, “hâlden hâle” geçerek devam edecekti. Toprak, Tan- rı’nın vücuduydu. Ondan gelip ona dönüşümüzün mânâsı buydu. Ölüm, bir ayrılık gibi görünmesine rağmen bir diğer anlamıyla da başka hâle geçi- şin başlangıcıydı; yaşamın bitmesi veya yok edilişi değil, sadece o ‘hâlin’ ta- mamlanması ve bir başka yaşam formunda yolculuğa devam etmekti. Ora- da yeni kardeşler, yeni anne babalar, yeni komşular bulmak mümkündü. Aklım almıyordu! Annem “Ölümden sonra yaşayacak bir ruh olduğunu kabul etmiyor, ruh beynin bir fonksiyonudur fakat akıl ve mantıktan üstün- dür, olacakları şekillendirebilir, ama ne çare ki elektrik kesildiğinde(!) bu işlevi durur, buna rağmen enerji olarak bazı şeyleri depolayabilir” diyordu. İzahı bulunmasına rağmen bazı şeyleri tahayyül edebilmek doğrusu başlı başına sanat gerektiriyordu. Annemi dinlerken çoğu kez, Poe’nun şiirlerini dinlermiş gibi, yalnızca kollarımdaki tüylerin değil ensemdeki saçların bile hafifçe dikildiğini hissederdim...
Öldüğümüzde toprağa karışıp yeni oluşumlar meydana getirecektik. Belki börtü böcek olup bir tırtıl tarafından yenilecek, tırtılı yiyen kuşun kanadında, belki bir ağacın kökleri tarafından çekilip yaprağında, meyve- sinde tekrar hayat bulacaktık. O meyveleri yiyen insanların bedeninin bir yerinde, ama saçında ama gözünde, tırnağında, sperminde veya yumurta-
































































































   442   443   444   445   446