Page 443 - PENDIK
P. 443

    Bahçede yalnızca güllerimiz aynı güzellikte, şeffafmış gibi parıldayan renkleriyle deli dolu açmışlardı fakat toprakta tazelik kokusu kalmamıştı. Merdivenleri çıkıp kapıyı çaldığımızda yüreğim ağzımdaydı, nihayet ye- niden çocukluğumun evine girecektim. Şimdi anneannemin silueti gö- rünecek, kapıyı açtığında ona sarılacak, “L’Heure Bleue sürmüşsünnnn!” dediğimde “Eveeet, bildin!” cevabını alacaktım... O ihtişamlı evi yeniden yaşamak, kendine özgü kokusunu duymak! Ne tarifsiz heyecandı bir bilse- niz. Zenginlik, ihtişam, vakar kapısının önündeydim. Buzlu camdan Vedia Teyzemin geldiğini seçtiğimde hayalimdeki kavuşma sahnesini yaşayama- yacağımı anlamıştım. Teyzem Bağdat Caddesi’ndeki evinde tek başına ka- lamamış, evini kapatarak annesinin yanına dönüp gelmişti. Solgun, beyaz mermer görüntüsü ile gözlerini kapayıp açmış, konuşmadan ‘hoşgeldiniz’ demek istemişti. Geldiğimize memnun olduğunu anlatan gözlerinde mut- lu bir gülümseme ifadesi vardı, annemi ve beni sevdiğini biliyordum. Ant- reden içeri girer girmez evin renksizliğini, dekorsuz tiyatro sahnesi gibi boş ve soğuk gözüktüğünü düşünmeden edemedim. Yaşarken ruhun ölmesi dedikleri bu olmalıydı. Taşınacak ev gibi birçok şey toplanmıştı. Birazdan, sessizliğin ne kadar sıkıntılı bir şey olduğunu, kelimelerin de sıcaklık, so- ğukluk gibi enerjiler taşıdığını iliklerime kadar hissettiğim anılarımdan en unutulmazını yaşayacaktım. Evet! Evet! Kelimelerin pek çok özelliği hatta kadersellikleri olabiliyordu...
Anneannem eskiden dedemin yattığı divan üzerinde yarı oturur yarı uzanır vaziyet almış, kucağına koyduğu üst üste iki yastığa kapanmış, ıstıra- bı olduğunu anlatır biçimde hafifçe ileri geri sallanıyordu. Sırtı bir kürenin yarısı gibi yusyuvarlaktı, iri göğüsleri ise yok olmuştu. Yüzü acı tütün sarısı kesilmiş denilebilirdi. Onu o vaziyette gördüğümde ne yapacağımı bileme- dim. Güçsüz bir “Hoşgeldiniz kızım” sesi geldi, annem hiç cevap vermedi. Hastalıklar karşısındaki şefkatine rağmen o anda ‘gözü kör’ olmuş vicdan sahibi görüntüsü vermesini hayretle karşılamış, annesine duyduğu kızgın- lığın onda hangi soğuma noktasına vardığını görerek üşümüştüm. Bana annem ne yapacak olursa olsun, ben ona böylesi bir duygusuzlukla asla karşılık veremem demiştim. Meğer kendimize ait düşüncelerimiz sadece zihinde yaşattığımız, orada hayat buldurmaya çalıştığımız yalanlarımızmış, gerçeğe koyduğumuzda büyümüyorlarmış...
443
































































































   441   442   443   444   445