Page 445 - PENDIK
P. 445
sında vücud bulacaktık. Yeniden doğuş dedikleri bu muydu acaba? Ben bu nedenle ağaçların kesilmesine, yakılmasına hiç dayanamıyorum, onların hepsinde bizlerden nüveler, hassalar, zerreler olduğunu düşünüyorum. An- neannem eskilerde “Ölüm günahlarımızın sadakasıdır” derdi. O, içimizde en dindarımızdı... Onu en çok evlatlarının kendisine artık değer vermedik- lerini hissetmesi öldürmüş olmalıydı. Malike Teyze’den, “kıymetlisi” olan Beria’sının da vefasız çıktığını, Salihli’den gelip annesiyle ilgilenmediğini duyunca, yalnızca Vedia’sını ve Vecihe’sini değil, Beria’sı ile birlikte üç kızını da kaybettiğini anlamıştım. Vedia Teyzem kendi rahatsızlığı, annem uğradı- ğı miras haksızlığı, Beria Teyzem ise Salihli’de Cumhuriyet Halk Partisi’n- den Belediye Başkanı adaylığı nedeni ile anneannemle ilgilenemiyorlardı. Para bakımından hiçbir endişesi olmayan anneannemin, ona her yönden fazlasıyla kâfi gelecek imkânlarıyla ömrünün son demlerini böyle yaşama- ması gerekirdi... Annemin tenkitlerine meydan vermemek için hemen söze girmiş, “Vedia eve bir yardımcı almamı istemiyor, rahatsız oluyor, gelen de zaten kalmıyor” diyerek ona durumu izah etmeye çalışmıştı. Annem yine bir karşılık vermemişti. Peki, konuşmayacaksa o zaman niye gelmişti?
445
Gittiğimiz her dükkânda, her bonmarşede, küçük dar şapkaları, kal- çadan büzgülü ipek elbiseleri, takı ve incileriyle Coco Chanel’in Türkiye versiyonu gibi duran, dükkân sahiplerinin, tezgâhtarların arkasından ko- şuşturduğu Bizans yüzüklü anneannem! Ah! Görüyordum her şeyi! Ben erkeklerime vefasız çıkmışım çok muydu? Coco Chanel’e Madame Coco denmesinin nedenini ilk ne zaman merak etmiştim? Sorularımla, kendi cevap veya cevapsızlığımda, deniz kıyılarımda, yelkenlilerimde, çöllerdeki kum tepelerimde, ormanlık dağlarımda, ağaçların yapraklarında ne zaman- dan beri kendimi de düelloya davet ediyordum... Benden güzel harakiri yapan bulamazdınız. İnsanın hayal ettiği şekilde ölmesinden güzel ne ola- bilirdi?
“Anneanne sana limonlu bir çay yapalım mı?” diyorum. Yüzünü bu- ruşturuyor. Yemek içmekle bir ilgisinin kalmadığını anlıyorum. Kendimi annemin sorması gereken soruları sormak mecburiyetinde hissediyorum. “Neren ağrıyor?” diyorum. Sağ yanını gösteriyor. Bunun üzerine annem kalkıp yanına geliyor, kucağındaki yastıkları çekip vücuduna bakıyor. An- neannemin karnı şişmiş. Hep beraber susuyoruz. Annemin zihninde olu- şan gerçeğin ‘ağır’ yükünü bakışlarında görüyorum. Annesini ne kadar sev-

