Page 449 - PENDIK
P. 449
rını gösteriyor, yer deliğinin üzerindeki saksının kaldırılmış olması bunun kanıtı. Lavabonun üzerindeki aynaya bakıyorum; renkler, sesler, görüntü- ler, anneannem, annem, teyzem ne kadar canlılar, peki o zaman şimdi bu içeridekiler kim?
Anneannemle annem, konu komşudan bahsederken birbirlerine bak- madan, göz teması kurmadan konuşuyorlar, konuşulmayanlar havada uçu- şuyor. Anneannemin bir heyet tarafından görülüp yeniden hastalığının incelenmesi gerekmiyor mu? Yapılması gerekli olup yapılmayanlardan, yapılmak istenmediği apaçık belli edilenlerden zihnen ve ruhen rahatsızım. Nâzım’ın dediği gibi “hava kurşun gibi ağır”. Annem eve ve anneanneme dair tek soru sormadığı gibi, anneannemin “Mutfaktan gidip biraz meyve al kızım” demesine, “İstemez!” cevabını yapıştırıyor... Anneannemin kalbine buz gibi bir bıçak girip çıkmamış olamaz... Fakat anneannem bıçağın sap- landığını ‘fark etmemiş’ gibi yapıyor. Artık aralarında var olan anne-kızlığı sürdürmek için ikisinin de bir çaba göstermek istemedikleri açıkça ortada; tartışmayı bitirmişlerdi, birbirlerini geçmeye veya ikna etmeye yönelik bir adım atmadıkları gibi, bir garip vurdumduymazlık da sergiliyorlardı.
449
Annem içeriye ablasıyla konuşmaya gittiğinde, “Üzülme anneanne, ben gelir sana bakarım” diyorum. Küçüklüğümden beri güçsüzün yanında- yım... Anneannem, annemin gittiği kapı yönüne bakarak, kindar bir sesle “Evladından çeksin!” diyor. Bir anda kanımın donduğunu hissediyorum. Duyduğuna inanamamak, “Yanlış işittim herhalde” diye düşünmek, işte o an olmalıydı! Anneannem, geleceğe dair, anneme ve bana bedduada bulun- muştu. Annelik ve anneannelik duygularının, hastalığından ve içine düştü- ğü durumundan ötürü zedelenmiş olduğunu düşünebilmek benim için o anda pek mümkün değildi. Hani böyle bir beddua karşısında “Rüzgâr bile feryat ederdi” denir ya, fırtına gibi “Sus anneanne! Böyle şeyler söyleme! Bu nasıl bir laf !” diyememiş, fakat duyduğum hayretten soluğum kesilmiş, içimdeki burkulmadan adeta bir kenara savrulmuştum. Evet, ne çare ki, ka- bul etsek de etmesek de annelerimizin, anneannelerimizin yaptığı yanlışlar, hatta bazı ‘kötülükler’ olabiliyordu... O anda anneannemin hatırladığım bü- tün güzel kokuları içimden birdenbire uçup gitmişti... Demek ki insan en sevdiğini bile kalbinden bir anda söküp atabiliyordu... Annem için her kim kötü bir şey diler veya söylerse, onu iç dünyamda affedemiyordum. Üvey annem Güner’den yediğim hayatımın ilk tokadı, anneme olan bu hassasi-

