Page 313 - PENDIK
P. 313
içimde bir ses, bana her daim değerimi, ederimi söylüyordu. Ve bu öyle bir kuvvetti ki şahsiyetimi sabitlemiş, değişmez kılmıştı ve bu özelliğim birçok insanı rahatsız ediyordu. Acaba onur, insanın kendisine duyduğu saygı ola- bilir miydi? Bu yüzden mi onur insanın dilinde değişik kelimelerle hamur edilerek daha iyi tutması için yoğuruluyordu. Bunu en güzel Ertuğrul Öz- kök anlatmıştı. “Nerede şeref, haysiyet, onurdan çok bahsediliyorsa orada bir sorun var demektir” demişti. Şan, şeref, şöhret elde etme arzusu en düz- gün insanı bile yoldan çıkarabiliyor. Eğer erdem içeride olgunlaşmamışsa dışarıda aranılmaya başlanıyor ham meyvalar toplanınca düşünce düzey- sizliğine düşülebiliyor. Bana göre yanlış bir iş gördüğünü anlayanın bunu düzeltmekten imtina etmemesidir. Bir kakuleyim, muhteviyat farkımız var, sizi ise yer fıstığına benzetiyorum. Hayır! Hakaret etmedim. Çok da seve- rim. Şeklen benzeştirdim. Ahlak anlayışlarımız, ehemmiyet verdiğimiz de- ğerler ve hatta doğrularımız farklı olabilir, bazen ipeğin üzerinde su bile leke bırakır ve bazı kabuklu kavramlar izafidir, soyulmaları gerekir. Fena adam, kötü kadın, fena rüzgâr, kötü düşünce, fena bakış, kötü ahlak; asla bilemez- siniz! Bunların içinden kimin nasıl geçtiğini göremezsiniz. Hakkımdaki iddialarınızla plastik boncuktan incisiniz, yakıyorsunuz. Benden daha fazla insanı incittiniz. Venüs’ün Doğuşu tablosuna oturtulsanız yakışmazsınız. İpekle bitkisel elyafın birlikte dokunmasından elde edilen, altın sarısı sağ- lam Nila’yım, yaptıklarım da eteğimde yapmadıklarım da, hepsini bir bir dökeceğim. Başkalarını tenkit etmek çok kolaydır ve bu usulle sükunet bul- mak genişletilmiş imtiyazlı bir meslek haline getirilmiş “polis-gazeteciliğe” özenerek aleme nizam vermek halkın üzerinde bir ipotek uygulamasıdır. Rubens’in aşk bahçelerinde dolaştım, Caravaggio ile karanlıklar prensiyle dans ettim, varsayın ki sizin haberinizle Gustave Courbet’nin Sanatçının Stüdyosu adlı tablosundaki çıplak kadın oldum, ben mağara duvarların- daki resimlerle başlayan “sanat geleneğinin” temsilcisiyim. Beni siz değil, George Sand yazmalıydı ki yerimi bulayım. Hayatı görme biçimlerimiz farklı. Hakkınızda haberinizden sonra ilk konuşan annemdi: “Bu kadın hem cahil, hem avam!”
Anneannemin baharlarda, nisan yağmurlarında topuklu süet iskarpinle- rine geçirdiği şeffaf kauçuktan yapılma, konçlu potin kılıflarını, şosonlarını kullanışımla, kürkümün manşonunda ısıttığım ellerimle, şapkama iliştirdi- ğim aile yadigârı elmas şapka iğnemle ve anneannemin şapka kutularından birinin içine koyduğum içki şişelerimle, sizden farklı biriyim. Böyle kendi
313

