Page 315 - PENDIK
P. 315
oluştururduk. Ben onun uzaklarda kalan iki oğlu, o da benim yanımda olan fakat hiç evde bulunmayan annemin yerindeydi. İkimiz de cam eşyaları ve porselenleri seviyoruz. Eve yeni bir obje gelince eline alıyor, ışığa tutup çeviriyor ama bana vermesini istediğimde ‘düşürür kırarım’ diye her defa- sında gözleriyle ‘olmaz’ diyordu. Büyüyünce ben de böyle konuşacağım, gözlerimle! Babasının her şeyini dikkatle ve özenle korur gibiydi. Teyzem elinde antikalara bakarken, ben de kedinin ciğere baktığı gibi bakar, onları elleyebileceğim günün gelmesini beklemek zorunda olduğumu, iç çeke- rek, dudaklarımı büzerek kabullenirdim. Teyzeme karşı gelmek! Evimizde- ki mertebesi itibarıyla onun böyle bir harekete maruz kalması asla düşünü- lemezdi. Teyzemin sürahisi, çay fincanı, zeytin çanakları, yemek tabakları, gümüş çatal, kaşıkları ve kapaklı bakır sahanları ayrıydı, onlara kimse el süremez, bir tepsinin içinde üzeri örtüyle kapalı olarak dururdu.
Annem ve anneannemden sonra en sevdiklerim, teyzelerim ve halamdı, sonra iki dedem geliyordu. Babam? Babama her kız çocuğu gibi âşığım. O yaşta bir çocukken sevdiklerimizi sıralayarak, miktarlar konusunda kıyas ile ölçüm yapmayı öğreniriz. Teyzem bana gözleriyle konuşuyor. Kısa cümle- ler kuruyor, annem gibi öyle uzun konuşmalar yapmıyor, ama konuşama- dıklarını da gözleriyle tamamlıyor. Öylesine değişik göz devirmeleri var ki, şimdilerde çizgi filmlerdeki gözbebeği ifadelerini hatırlatıyor. Gözbebek- lerini, Japon milletinden çok önceleri emoji alfabesi ile konuşturmuş bir kadın. Vedia Teyzem ve halam, onları seyrederken, hayran bakışlarımı fark ettiklerinde, bir Hint lotusu gibi açarak güzelleşiyorlar. Büyüyünce ben de böyle olacağım, onlar gibi büyüleyici bir çiçek olup, cennetle dünyayı ken- dimde birleştireceğim. Henüz cennetten bahsedilen yerde cehennemin de bulunabileceğini düşünemiyorum.
Bu arada, evin kalabalıklaşması esnasında benim bahçedeki kontrolü- mü kaybetmemem lazım, sincaplarım için sakladığım kabuklu tuzlu fıstık- larım var aşağıda, onlar kabak çekirdeklerinin içini de çok seviyorlar. Her taşın altında bir gizli köşem, kiminde istiridye kabuklarım, kiminde sonra- dan küpe yapacağım şeytanminarelerim var. Sonra değişik ağaç dallarını topluyor saklıyorum. Onlardan, Mehmet Efendi’nin arka bahçenin çitlerini ördüğü gibi, kendime sepetler örmeye çalışıyorum. Çam kozalaklarını kı- rıp içinden gelen mis gibi kokuyu duyarak, yapış yapış olan parmaklarımla, fıstıklarını çıkartmaya çalışıyorum. Tuttuğum her şeyin öncesini ve sonra-
315

