Page 316 - PENDIK
P. 316

    316
sını biliyorum; ölmüş, kurumuş olsalar bile bir zamanlar hayatiyete sahip olduklarını, dolayısıyla bir tarihleri olduğunu düşünebilecek tabiat felse- fesine sahibim. Bu nedenle ellediğim onca şeyi ruhuyla tanıyabiliyordum. Ben biraz da bu yüzden aklıyla değil, daha çok ruhuyla düşünenlerden olacağım. Toprağı avuçlayarak içindeki canlılığı hissetmeyi öğrendiğim günlerden itibaren her şeyi elleyerek tanıyacağım. Parmaklarımın arasında şöyle bir ovuştura ovuştura toprağın nemine, muhteviyatına bakayım, içine aldığı tohumu yeşertip yeşertemeyeceğini, bereketlendirip bereketlendi- remeyeceğini anlarım, tıpkı bir mücevherin taşına bakıp, onun sahici olup olmadığını anladığım gibi; bir taşın içindeki kıvıl kıvıl hayatiyeti, tarihinin gölgelerini, belli belirsiz karanlıklarını, gümüşî grilikler veren yansımaları- nı, saydam gülümsemesini ve billur göz kırpışlarını... Yaşamın kendisi de böyle bir şey değil midir? Benim hayatımın karanlıkları, grilikleri neden bir başkasının parmağına ışıldayan bir yüzük olarak takılmıştır? Hayat bazen içimizdeki ateşle aydınlanır, bazen de ateşin sönmesiyle kararmaz mı; baş- ka türlüsü mümkün müdür? Hakiki güzellik! Varlığın ruhundaki sanattadır ve benim için ahlaktan, dinden üstündür. Gökyüzündeki yıldızlar gibi. Bir elmas taşın, bir pırlantanın içine bakın, karanlıkları olduğunu görün, benim karanlık yanlarım da kıvılcımlar saçan gençlik yüreğimin sönmüş kömürle- ridir, siz benim 24 yüzlü sıra dışı kesimime bakın. Mabedinizin mihrabında bir tane samimiyet taşı yok.
Sonra renkli çakıltaşlarım var, onların hepsini incilere çevireceğim. Ka- dınlar incisiz olmaz. Deniz demek, biraz da inci demektir. Pendik’in tüm hanımları, deniz kenarında yaşadıklarından olsa gerek Japon hanımları gibi incilidirler. Pendik’te sık sık evlerde mevlüt okunuyor, bu mevlütler- de külahlar içinde nane şekerleri veriliyor, Hacı Bekir’den olması muteber. Bir aldatmaca gibi külahın en geniş olan üst kısmında sadece bir lokum, altında tarçınlı, karanfilli akide şekeri ve birkaç tane de badem şekeri var, geri kalanı sedef görünümde nane şekeri; bu nane şekerleriyle müsemma Pendik hanımlarının boyunlarında inci kolyeleri var. Bir gün bu nane şe- kerleri büyüklüğünde inciler takıp, elimde eldivenlerim, kolumda çantam, yollarda başımı iki yana döndürerek keyifle yürüyeceğim. Hayır, bu bana yetmez! Küpeler bir yana, ben eteğimin ucunda da badem şekerleri büyük- lüğünde inciler sallansın istiyorum. Pendik vapuruna bindiğimizde annem ve anneannem, sanki bir enfiye kutusu açarmış gibi, küçük kırmızı boyalı
































































































   314   315   316   317   318