Page 48 - PENDIK
P. 48
48
değersizleştirilmiş, onların yerine Atatürk Orman Çiftliği’ne “Beyaz Saray” dikilmiştir. Bizi idare eden siyasilerimizin hemen hepsinin hayali “Küçük Amerika” olmak değil miydi? Türk askeri vazifelendirildiği yerlerde, sadece “Alla!Alla!Alla!”diyerek,ölmesiiçinyetersayıda,‘kelle’adıylasayılacakka- dar bırakılmalıdır, yedek piyade alayı gibi mesela.
Erkin Koray ne doğru söylemişti benim genç kızlığımda “Kızları da Alın Askere”! diyerek. Türk kadını yaşadığı ve sahibi olduğu toprakların konumu itibarıyla askerlik yapmak mecburiyetindedir. Ama bizim dinimiz omuz omza vererek birlikte bir hedef doğrultusunda yürüyecek kadınla erkeği kabul etmek şöyle dursun, onların beraber bir odanın içinde bulun- malarına bile izin vermiyormuş, ne olacak şimdi? Biz Kurtuluş Savaşı’nı kadın erkek birlikte vermiş, Osmanlı’nın borçlarını kadın erkek birlikte, el ele ödemiştik. Anasının karnından “asker” doğan bir milleti, bu ruhu çeşit- li alanlarda kullanan mükemmel doktorlar, sanatçılar, eğitimciler çıkartan nesillerin önünü kesmek için, alt tabakanın çocuklarını rahlelere oturtarak farklı bir dünyanın içine çektiler. Kadın ve erkeğin ayrı taşıma araçlarında yolculuk ettirileceği rivayet olunmakta, Türkiye’yi ileriye taşıyacak olan hiç kuşkusuz bu ‘vasıtalardır’. Burada “Demokrasi bizim için bir amaç değil araçtır” sözünü hatırlamamak, neyin aracı olacağını sormamak da müm- kün değildir. Selçuklu dönemi bile felsefeyi sakıncalı saymamış, Mevlânâ özgürce düşünmüş, konuşmuş ve yazmışken günümüzde gelinen noktanın sebeplerini bulmamız gerekiyor. ‘Üstün İyi’yi yaratmayı hedefleyen felsefe- yi hasıraltına koydular, ‘falsafa’ kelimesini türetip, onu alaya alarak kıymet- sizleştirdiler, çöp sepetine attılar. İnsanlar hamhalat kalsın, bir çıkış yolu bulabilmek için havanda su dövsün dursun, böylece habbe olan külliyatları kubbe görünebilsin istediler. Başardılar da. Bu başarı onlara mı ait? Hayır! Tabii ki senaryoyu başkaları yazdı, onlar rol aldılar.
Küçücüğüm ama evde konuşulan her şeyi can kulağı ile dinliyor, öğre- niyordum, evler eğitimin ilk ana yuvalarıdır. Konuşulanları kafamın içine tek tek yerleştiriyor, data topluyorum. Henüz kelimeleri tam düzgün söy- leyemiyorum, ama biliyorum! Çok çabuk öğreniyordum. Benim annem iyi bir öğreticidir. Kavratır, bir şekilde belletir, diktesi de mükemmeldir. Bir konunun nasıl hatırlanacağının yollarını öğrettiği gibi, akıl yürütme yolla- rını da örnekler vererek gösterir. Epikür’ün ve Sokrates’in öğrencilerini ye- tiştirdiği gibi bazen evin içinde bazen sokaklarda, vapurda, trende, plajda,

