Page 52 - PENDIK
P. 52
52
kuğuların arasındaki ördek yavrusu gibi kalıyordu. İsmet Paşa oy kaygısıy- la Atatürk’ün eğitim sistemine ihanet etmiş, eğitimi Hasan Âli Yücel gibi “yüce birinin” elinden almıştı. Hasan Âli Yücel ailesine duyulan sevgi, An- kara’da komşu olmalarına, birlikte ortak hatıraları bulunmasına da bağlıydı. Hep birlikte mesire yerine (1940-41 olmalı), pikniğe gidileceği bir gün geç kalıp treni kaçırdıklarında, oğulları Can, iki yana sallanarak bir hışımla tre- nin arkasından koşup, “Eşşek oğlu eşşek! Durrr, bizi bekle!” diye küfürler savurmuş. Herkes o kadar gülmüş ki, treni kaçırmaktan duydukları üzüntü- leri bile geçmiş. Can Yücel’in yerinde ve zamanında vuku bulan küfürbaz- lığı, lafları ağzının içinde yuvarlayarak kendine has bir üslupla konuşması, devrin aydın, görgülü ailelerinden birinin oğlu olması, ileride kudretli bir sanatkâr olacağını daha o günlerden belli ediyormuş. Yaşadığınız zamanın ve ait olduğunuz ailenin katma değeri...
1946’dan sonra Türkiye’nin kalkınma hızının önüne set çekilmişti. 1953’te başkaları dünyanın en yüksek noktası Everest’e çıkmış, 1954 yılın- da ise bizi zirveye taşıyacak olan Köy Enstitüleri tamamen yok edilerek, eği- time en büyük darbe vurulmuştu. Can Yücel’in yıllar sonra söylediği gibi, bir tarafta yandaş, yalaka ve yavşaklar, diğer tarafta onurlu, şerefli, emekçi vatanseverler olmak üzere insanların ayrışması başlamıştı. Âdet olduğu üzere, bu konuşmaların sonunda anneannemin pasta tenceresinde pişirdi- ği o güzelim börek ve cevizli üzümlü kekin siyah mermerli çay masasının üzerine geleceği bilindiği için, tartışmalar biraz da bu çay servisine kadar vakit geçsin diye alevli bir hâlde yapılırdı. Artık hemen hemen iki günde bir tekrar eden kanıksanmış bir konuşma akışıydı bu tür siyasi tartışmalar. Çay servisinden önce böyle bir konuşma iyi gidiyordu sanki. Çay servisinden sonra ise politika konuşmaları hız kesiyor, mutlu mideler rahatlatıcı mev- zular istiyor, alaka, o haftanın Hayat mecmuasındaki konulara kayıyordu. Demek ki aç mideler tehlike barındırıyordu... Yunan soprano Maria Callas, Onasis, Churchill, J.F.K ve Jacqueline Kennedy. Ne garipti ki, bu kişilerin kaderleri günün birinde bir yerlerde kesişecekti. Tıpkı benim yolumun da başka başka yerlerde yaşayan, iki farklı Gülden’le bir gün bir şekilde kesişe- ceği gibi... Marilyn Monroe ve çirkin kocası Joe DiMaggio’yu dinliyorum (güya boya kalemlerimle oynuyorum), bir gün benim de güzelliğim ortaya çıksın diye yanımda çok çirkin bir adam taşıyacağım.

