Page 51 - PENDIK
P. 51
tabağımdaki beğenmediğim yemekleri bitirmem için yapılırdı.
Beyin olarak o dönemdeki yaşıtlarımdan daha fazla bilgiyle doluydum. Hayata dair bilgileri, eskiyi ve yeniyi harmanlamayı annemden, annean- nemden, dedemden, yazları Salihli’den misafirliğe gelen Beria Teyzem ve eniştemden, hepsinden birer parça toplamakla elde ediyor, hafızama ko- yuyordum. Mısır’ın Kral Faruk’unun çapkınlıklarını, şemsiye ile dans eden Gene Kelly’yi ve Monako Prensi Rainier’in gelip annemi almak yerine gi- dip Grace Kelly’yi aldığını, hepsini hepsini biliyordum. Ben de Charles’ı az düşünmedim hani! Fakat ellerini beğenemiyordum bir türlü.
Annem entelektüel bir kadın, düşünce tarihinde iz bırakmış bütün fi- lozofları, mitolojiyi, ülkesinin tarihini ve dünya siyasetini mükemmelen biliyor. Bir de Hayat mecmuası müdavimi, anneannem ise Karaköy’den İtalyan moda dergileri alıyor. Dedem Almanya ile meşgul. Almanya’nın, ya- şadığı yıkımın altından kalkışındaki onuru ve sessizliği ile dünyaya verdiği mesajı konuşuyor. Ben de büyüyünce hakkımda ne söylenmiş olursa olsun sessizliğimle onurlu kalmaya çalışacağım, Almanya gibi.
Ah, siz benim Peter Pan, Tom Sawyer hikâyeleriyle uykuya dalışlarımı, 51 pencereden uçup uzak diyarlara gidip geldiğimi nereden bileceksiniz? Ha-
yalle gerçek arasındaki dengeyi kurabilmenin dayanılmaz, Nietzsche’vari şehveti. Hayallerimiz bize daima gerçeklerden daha yakın düşerler, bir kedi yavrusu yumuşaklığında yamacımıza sokuluverirler. Gerçekler ise bize uy-
maz, onlar bağımsızdır. ve birgün önümüze bir duvar gibi katı, soğuk, sert aşılmaz engeller olarak dikilirler. Karşılaşmak, dokunmak ve yüzleşmek bile istemezsiniz. Kim söylemişti? Gidip kütüphaneyi karıştırmam lazım...
Evimizde herkesin ilgi alanı farklıydı. Ben daha çok bahçeyle ilgileniyor görünsem de pür dikkat dinlediğim tüm konulardan iki yüz elli gramcık olsa bile yemiş yutmuş bulunuyordum. Küçük teyzem Beria ve eşi Mu- zaffer Çiçekoğlu her ikisi de dedem gibi hukukçu idi. Yazın evimiz çeşitli hukuk davalarının, memleket meselelerinin konuşulduğu bir münazara sa- lonu gibi olurdu. Herkes fikrini söylerken delil ve tespitlerini ortaya koyar, sonra bu tespitlere bazı müdahaleler yapılabilirse de söylenenler mantık ve hukuk destekli olmak kaydı ile ispatlanarak sabitlenilirdi. Bir İsmet Pa- şa’mız vardı. Onun da bıyıkları ve şapkası Charlie Chaplin’ninki gibiydi. Onu bütün aile seviyor, bir tek annem ona köpürüyordu. Annem bu ailede

